Skip to content

Dünyanın Dört Bir Yanından Sophia Academy’ye: Bir Dersin Hikâyesi

Prof. Dr. Salim Aydüz

Batı’da İslam Araştırmaları Dersi

Kaderin bir cilvesi olarak akademik hayatım boyunca hep yeni açılan kurumlarda görev aldım. Yine kaderin bir cilvesidir ki Avrupa’nın bağrında yeni açılan güzide bir eğitim kurumu olan Sophia Academy bünyesinde akademik hayatıma devam etmek bahtıma düştü.

Değerli Bahattin Hoca’mın nazik davetiyle, Sophia Academy’de “Batı’da İslam Araştırmaları” dersini vermeyi kabul ettim. İlk iş olarak bu alanda daha önce hazırlanmış ders içeriklerini ve verilen dersleri araştırmaya başladım. Ancak hocamızın talep ettiği tarzda ve dersimizin hedeflerine tam olarak karşılık gelen bir çalışma bulamadım. Bunun üzerine kendi ders notlarımı hazırlama yoluna gittim.

Biraz da “kervan yolda düzülür” misali, dersler ilerledikçe öğrencilerimizin ilgileri, soruları ve katkıları doğrultusunda notlarımı geliştirdim. Zaman içerisinde, başlangıçta hiç beklemediğim kadar zengin, canlı ve özgün bir ders ortaya çıktı. Yakın bir zamanda bu notlarım bir kitap halinde bir araya gelecekler.

Derslerimize dünyanın dört bir yanından, farklı yaş ve meslek gruplarından öğrenciler katılmaya başladı. Aramızda profesörlerimiz, akademisyenlerimiz, öğretmenlerimiz, farklı mesleklerden çalışanlarımız ve kıymetli ev hanımlarımız vardı. Yaşlarımız, mesleklerimiz ve hayat tecrübelerimiz birbirinden oldukça farklıydı. Fakat bütün bu farklılıkların ötesinde hepimizi bir araya getiren ortak bir merak ve öğrenme arzusu vardı.

Başlangıçta dersimizin temel hedefi Batı coğrafyasındaki İslami çalışmaları ve İslami faaliyetleri incelemekti. Fakat öğrencilerimizin Orta Asya steplerinden Arjantin şehirlerine, Kanada’dan Afrika’nın içlerine kadar dünyanın çok farklı coğrafyalarından katılıyor olması, çalışma alanımızı Avrupa’nın sınırlarının çok ötesine taşımamıza vesile oldu.

Biz de bu farklılığı bir avantaja dönüştürmeye karar verdik. Her öğrencimize, yaşadığı şehir veya ülkedeki camileri, medreseleri, Kur’an kurslarını, İslam merkezlerini, üniversitelerdeki İslam araştırmaları merkezlerini ve kütüphaneleri araştırma ödevleri olarak verdik. Böylece Batı’daki İslam’ı yalnızca kitaplardan ve akademik kaynaklardan değil, bizzat sahaya çıkarak ve yerinde gözlemleyerek anlamaya çalıştık.

Bazı öğrencilerimiz bulundukları yerlerdeki cami, medrese ve Kur’an kurslarını ziyaret etti. Bazıları üniversitelerdeki İslam araştırmaları merkezlerine ve kütüphanelere giderek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. Bunun yanı sıra, dinlerarası diyalog çalışmaları çerçevesinde kilise, sinagog ve diğer dinlere ait ibadet mekânlarını ziyaret eden öğrencilerimiz de oldu. Din görevlileriyle röportajlar yaparak onların faaliyetleri ve bulundukları toplum içerisindeki rolleri hakkında hazırladıkları profesyonel sunumlarla bizleri bilgilendirdiler.

Bu çalışmaların en güzel taraflarından biri de öğrencilerimizin kendi yaşadıkları çevreyi yeniden keşfetmeleri oldu. Bazı öğrencilerimiz, ödevlerini hazırlarken daha önce yaşadıkları şehirlerde bu kadar güzel İslami faaliyetlerin ve kurumların bulunduğundan haberdar olmadıklarını ifade ettiler. Yani dersimiz, yalnızca dünyayı tanımalarına değil, kendi yaşadıkları yerdeki İslami hayatı yeniden fark etmelerine de vesile oldu.

Burada dersimizin temel kavramlarından biri ortaya çıktı: farkındalık.

Çünkü insan çoğu zaman kendi şehrinde bulunan bir caminin, İslam merkezinin, eğitim kurumunun veya araştırma merkezinin önünden geçer; fakat orada yürütülen faaliyetlerin farkına varmayabilir. Öğrencilerimiz yaptıkları araştırmalarla kendi çevrelerindeki bu kurumları keşfederken, arkadaşlarının dünyanın başka coğrafyalarında yaptıkları çalışmalar sayesinde de farklı ülkelerdeki İslami hayat hakkında bilgi sahibi oldular.

Üstelik bu süreç, farklı branşlarda uzmanlaşmış insanların İslam’a farklı pencerelerden bakmasına imkân sağladı. Dersimize yalnızca ilahiyat veya İslam araştırmaları alanında çalışan kişiler değil, farklı akademik disiplinlerden ve mesleklerden gelen insanlar da katılıyordu. Böylece Batı’daki İslam’ı yalnızca dinî bir konu olarak değil; tarih, sosyoloji, eğitim, kültür, sanat, göç, dinlerarası ilişkiler ve gündelik hayat gibi farklı boyutlarıyla ele alma fırsatı bulduk.

Bir öğrencimizin yaptığı araştırma, başka bir öğrencimizin merakını uyandırdı. Bir şehirdeki İslami faaliyet, dünyanın başka bir köşesindeki öğrencinin araştırma konusu hâline geldi. Böylece ders, hocanın anlattığı ve öğrencinin dinlediği klasik bir ders olmaktan çıkarak, herkesin birbirinden öğrendiği canlı bir araştırma ortamına dönüştü.

Bu karşılıklı etkileşim, özellikle zaman zaman öğrenme motivasyonunu kaybedenler için de yeni bir heyecan kaynağı oldu. Çünkü her hafta dünyanın başka bir köşesinden yeni bir kurum, yeni bir faaliyet, yeni bir kültür ve yeni bir tecrübe sınıfımıza taşınıyordu. Merak yeni soruları, yeni sorular ise yeni araştırmaları beraberinde getiriyordu. Böylece öğrenme isteği yalnızca ders hocasından değil, bizzat öğrencilerin birbirlerinden besleniyordu.

Giderek küçülen dünyada farklı kültürlerin ve coğrafyaların birbirinden haberdar olması hiç olmadığı kadar kolay. Fakat bilgiye kolayca ulaşmak, birbirimizi gerçekten tanıdığımız anlamına gelmiyor. Asıl mesele, bu imkânı gerçek bir karşılaşmaya ve ortak bir öğrenme tecrübesine dönüştürebilmek. Sophia Academy’deki dersimizde bunu bizzat deneyimleme fırsatı bulduk.

Kanada’daki bir öğrenci Avrupa’daki bir İslam merkezini, Avrupa’daki bir öğrenci Arjantin’deki bir İslami faaliyeti, Afrika’daki bir öğrenci ise başka bir coğrafyadaki dinlerarası diyalog çalışmasını arkadaşlarından öğrenebildi. Böylece farklı kültürler ve farklı coğrafyalar, aynı eğitim çatısı altında birbirleriyle doğrudan temas kurdu.

Daha da güzeli, sunumlar sırasında birbirlerinden haberdar olan bazı kurumlar, daha sonra ortak projeler gerçekleştirmek üzere iletişime geçmeye ve iş birlikleri geliştirmeye başladılar. Böylece bir ders kapsamında verilen ödevler, hiç umulmadık biçimde dünyanın farklı yerlerindeki kurumlar arasında yeni bağların kurulmasına vesile oldu.

İşte “Batı’da İslam Araştırmaları” dersi, başlangıçta Batı’daki İslam’ı anlamaya yönelik bir ders olarak yola çıkmışken, zaman içerisinde dünyanın farklı coğrafyalarında İslam’ın nasıl yaşandığını, nasıl temsil edildiğini ve farklı kültürlerle nasıl etkileşime girdiğini birlikte keşfettiğimiz küresel bir çalışmaya dönüştü.

Belki de bu dersin bize öğrettiği en önemli şey şuydu: İslam’ı anlamak yalnızca kitaplara bakmakla mümkün değil. Onu yaşandığı şehirlerde, kurulan kurumlarda, yetişen nesillerde, farklı kültürlerle kurduğu ilişkilerde ve insanların hayatındaki karşılığında da görmek gerekiyor.

Biz de Sophia Academy’de bunu yapmaya çalıştık: okumak, araştırmak, görmek, tanımak ve birbirimizden öğrenmek.

Bu yönüyle Sophia Academy, benim için yalnızca ders verdiğim yeni bir kurum değil; dünyanın farklı köşelerinden insanların bilgi, tecrübe ve güzelliklerini aynı eğitim çatısı altında buluşturduğu bir bilim ve eğitim yuvası hâline geldi.

Güçlü eğitim kadrosu, birbirinden kıymetli öğrencileri ve farklı coğrafyaları buluşturan yapısıyla Sophia Academy güzel bir geleceğe emin adımlarla yürümekte ve bu kervanda öğrenmek, üretmek, araştırmak ve kendisini geliştirmek isteyen herkes için özel bir yer olduğunu göstermektedir.

Kervana katılmakta gecikmeyin…